Hiç kendinizi bir arkadaş grubunun tam merkezinde değil de, hep biraz kıyısında hissettiğiniz oldu mu? Herkesle aranız iyidir, çağrıldığınızda ortama neşe katarsınız ama planlar sizsiz yapıldığında kimse eksikliğinizi fark etmez… Eğer bu durum size tanıdık geliyorsa, sosyal medyanın ve modern psikoloji topluluklarının dilinden düşmeyen o meşhur “Floater Friend” (Uçuşan Arkadaş) siz olabilirsiniz. Peki, tam olarak ne anlama geliyor bu kavram ve arkasında nasıl bir psikoloji barındırıyor?
“FLOATER FRİEND” KİMDİR?
“Floater” kelimesi İngilizcede suyun üzerinde batmadan yüzen, uçuşan nesneler için kullanılır. Sosyal ilişkilerde ise tek bir limana demirlemeyen, gruptan gruba uçan kişileri tanımlar. Bir “Floater Friend”i şu özelliklerinden hemen tanıyabilirsiniz:
“En Yakın Arkadaşı” Yoktur: Herkesle çok iyi anlaşır, her masaya oturabilir ama birinin “en yakın arkadaş listesini” saysanız muhtemelen ilk 3’e giremez.
Planlara Son Dakika Dahil Olur: Genellikle “X gelemiyormuş, sen gelsene” ya da “Biz şuradayız, müsaitsen uğra” davetlerinin başrolüdür.
Sosyal Bir Bukalemundur: Girdiği her ortama, her insan tipine inanılmaz hızlı uyum sağlar. Dramalardan ve grup içi kavgalardan nefret eder.
Yokluğu Geç Fark Edilir: Ortamdayken varlığı sevilir ama o gün buluşmaya gelmediğinde gruptakiler bunu saatler sonra fark edebilir.

BİR MADALYONUN İKİ YÜZÜ: ÖZGÜRLÜK MÜ, YALNIZLIK MI?
Bu rolde olmak tamamen kötü bir şey mi? Kesinlikle hayır. Bu durum, tamamen sizin hayata ve ilişkilere hangi pencereden baktığınızla ilgili.
Madalyonun Parlak Yüzü: Bağımsızlık ve Huzur
Eğer bilinçli bir “floater” iseniz, bu aslında bir sosyal süper güçtür. Hiçbir grubun dedikodusuna, entrikasına veya iç hesaplaşmalarına dahil olmazsınız. Canınız istediğinde A grubuyla kahve içer, sıkılınca B grubuyla konsere gidersiniz. Kimseye bir “bağlılık” borcunuz yoktur ve bu muazzam bir özgürlük alanıdır.
Madalyonun Karanlık Yüzü: Görünmezlik Hissi
Eğer bu rolü seçmediyseniz, aksine şartlar sizi buraya ittiyse, bu durum derin bir aidiyetsizlik hissi yaratabilir. Sosyal anksiyete, reddedilme korkusu veya nöroçeşitlilik (DEHB vb.) gibi durumlar, insanların derin bağlar kurmasını zorlaştırıp onları hep “kıyıda” tutabilir. Bir süre sonra kişi kendini “yedek lastik” gibi hissetmeye başlar.

